Ramazan bayramı Hicretin 2. yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Ramazan orucu da ilk defa bu yıl farz kılınmıştır. Ramazan ayını oruçla geçiren mü’minler sonraki ayın (şevval) ilk üç gününü bayram olarak kutlamışlardır. Bu sebeple bu bayrama Ramazan Bayramı denmiştir.

Asr-ı Saadette bayram kutlamaları önceden temizlenerek hazır hale getirilen musallâ (namazgâh) adı verilen geniş bir alanda bayram namazı ile başlardı. Peygamberimiz (s.a.v), bayram namazlarını, hava yağışlı değilse, Mescid’in biraz uzağında bulunan musallâda kıldırırdı.

Bayram bir aylık orucun toplu bir iftarı olduğu için, günlük iftarların sünnet türünden âdabı bayramda da yerine getirilirdi. Bu sebeple Resûlullah (s.a.v) Ramazan bayramı namaza çıkmadan önce birkaç tane hurma yerdi.

Enes b. Mâlik (r.a.):
“Allah Resûlü (a.s.m.) Ramazan’dan sonra bayram namazına gitmeden önce mutlaka birkaç hurma yerdi.” der.

O’nun hurma yeme âdeti bir sünnet telakki edilmiş; bu anlayış, bayramlarda tatlı ikramı geleneğini doğurmuştur.

İçtimâi yönden birçok faydası olan bayramlar Asr-ı Saadette ayrı bir coşkuyla kutlanırdı. Resûlullah (s.a.v) bayram namazına gitmeden önce yıkanır, güzel koku sürünür, en güzel elbiselerini giyer ve bayram namazına öyle giderdi. Peygamberini örnek alan sahabe de aynı şekilde davranırdı. Resûlullah (s.a.v) bayram namazına giderken bir yoldan gider, dönerken başka bir yoldan dönerdi. Böylece birçok kişiyle bayramlaşmış, çok sayıda kişinin de bayramlaşmasını sağlamış olurdu. Bayramların en güzel şekli tanısın tanımasın mü’minlerin tokalaşarak, kucaklaşarak birbirleriyle bayramlaşması, bayramlarını kutlaması ve tebrikleşmesidir. Saadet Asrında Sahabeler birbirleriyle “Bârekâllâhü lenâ ve leküm” diyerek bayramlaşırlardı, yani “Allah bizden de, sizden de kabul etsin” dedikleri rivayet edilir. Allah’ın elçisi her zaman olduğu gibi bayramlarda da çocuklara ilgi gösterir, selam verir, başlarını okşar, şakalaşır ve onlara hediyeler verirdi.

Peygamberimiz, her zaman arkadaşlarıyla görüştüğü gibi bayramlarda da onları evlerinde ziyarete gider, ikramlarını kabul ederdi. Kendisi de misafirlerine ikramda bulunurdu. O (s.a.v), Müslümanlar arasında dargınlığı hoş görmemiş ve “Bir müslümanın diğer müslümana üç günden fazla dargın durması helal olmaz.”   (Buhârî, Edeb, 57; Müslim, Birr, 23-25) buyurmuştur.  Allah Resûlü (s.a.v), hastaları ziyarete önem verir; bunun, Müslümanlar için bir vazife olduğunu bildirirdi. Ayrıca O (s.a.v), Müslümanların kabirlerini de ziyaret eder, duada bulunur ve buralardan ibret alınmasını isterdi. Peygamberimizin zamanında bayramlarda tebrikleşme de vardı.

Her vesile ile bizleri ibadete ve ahiret amellerine teşvik buyuran Peygamber Efendimiz (s.a.v), yılın iki bayram gecesinde kalkıp ibadet etmeyi tavsiye ederlerdi. Bu gecelerde uyanık bulunmanın, kalbin uyanıklığına vesile olduğunu bildirirlerdi. Bunu bir hadis-i şeriflerinde şöyle ifade etmişlerdi:

“Sevabını Allah’tan umarak iki bayram gecesinde kalkıp ibadet eden kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez.” (îbni Mace, Sıyam: 67)

Resûlullah (s.a.v) oruçluları boş ve çirkin sözlerden temizlemek, yoksullara yiyecek temin etmek için fıtır sadakasını emrederdi. Kendisi bayramdan bir iki gün önce fıtır sadakası verirdi. Kişinin ancak bayram namazından önce verdiği fıtır sadakasının geçerli olduğunu; bayram namazından sonra verilen sadakanın ise herhangi bir sadaka olduğunu belirtirdi. Ebû Said el- Hudrî, Allah Resûlü (s.a.v) hayatta iken küçük büyük, hür köle herkes için fıtır sakası verirdik, demektedir. Sahabilerini bu konuda teşvik eden Peygamberimiz bir gün Zeyd bin Sâbit’e (ra) “Ey Zeyd! Verecek bir şeyin yoksa bir parça ip ile dahi olsa halkla birlikte fıtır sadakasını ver!” diye tavsiyede bulunmuştur.

Ramazan Bayramı, bağışlanmış olmanın bir sevinç işaretidir. Bu bağışlanma müjdesini insanlara melekler veriyor. Sa’d bin Evs el-Ensârî anlatıyor:

Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur. Ramazan Bayramı sabahı melekler yollara dökülür ve şöyle seslenirler: “Ey Müslümanlar topluluğu! Keremi bol olan Rabbinizin rahmetine koşunuz. O, bol iyilik ve ihsanda bulunur. Sonra onlara bol bol mükâfatlar verilir. Siz gece ibadet etmekle emrolundunuz ve emri yerine getirdiniz. Gündüz oruç tutmakla emrolundunuz, orucu tutunuz ve Rabbinize itaat ediniz, mükâfatınızı alınız. Bayram namazını kıldıktan sonra bir münadi şöyle seslenir:

“Dikkat ediniz, müjde size! Rabbiniz sizi bağışladı, evlerinize doğru yola ermiş olarak dönünüz. Bayram günü mükâfat günüdür. Bugün semâ âleminde mükâfat günü olarak ilan edilir.”(el-Tergîb ve’t-Terhîb Trc. 2:332)

Peygamberimiz, bayramları, Müslümanlar için yardımlaşma, dayanışma ve sevinç günleri ilan ederek, bugünlerde, insanların gülüp eğlenmelerine izin vermiştir. Hem dini hem de sosyal yönü olan bayramlar Müslümanların kaynaşmasına vesile olduğu gibi yoksulların ihtiyaçlarının giderilmesine de imkân sağlamıştır. Hz. Peygamber (s.a.v), Müslümanların sevinç ve üzüntülerinin paylaşılmasını istemiş ve sadece bayramlarda değil, her zaman karşılıklı yardımlaşmayı emretmiştir.

İlgili Yazılar