Asr-ı Saadette Peygamber Sevgisi

Peygamber Efendimiz Allah katında insanların en değerlisi, âlemlerin hürmetine yaratıldığı, âlemlere rahmet olan bir insandır:

Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya 107)

Peygamber sevgisi dinin temel prensiplerindendir. Peygamber Efendimizi her şeyden çok sevmek, Allah Teâlâyı sevmenin işaretidir. O’na tabi olmak, Allah’ın sevgisine nail olmaktır. Kur’ân-ı Kerim âyetlerinde bu konuya şöyle değinilmiştir:

De ki: ‘Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada (zarar) uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve onun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.”  (Tevbe sûresi, 24)

Peygamber, müminlere kendi nefislerinden daha sevgilidir.” (Ahzab Susesi, 6) Peygamberimizin nur cemalini gören, gül kokusuna erişen sahabeler onun aşkıyla yanıp tutuşmaktadırlar. Hadis ve Siyer kitaplarında şu güzel ifadeye sık sık rastlarız: “Anam–babam, malım–canım Sana feda olsun ey Allah’ın Resûlü!” Bu cümleler sözde kalmamış, sahabeler O’na olan sevgilerini birçok örnekte göstermişlerdir. Onlar bu yolda eşsiz ve erişilmez fedakârlık örnekleri vermişlerdir. Resûlullah (s.a.v.) uğrunda her türlü zulme ve işkenceye göğüs germişlerdir. Bu uğurda gerektiğinde yurtlarından, mallarından ve canlarından fedakârlık etmişlerdir.

Hz. Ali’ye, “Siz Resûlullah’ı (s.a.v.) ne kadar seviyordunuz?” diye sorulduğunda, o, şu cevabı vermiştir: “Resûlullah bize malımız mülkümüz, çoluk çocuğumuz, anamız ve babamızdan daha sevgili idi. Ona, susadığımızda soğuk suya duyduğumuz arzudan daha çok arzu duyar, daha çok severdik.”  Bu sevgi Resûlullah’ın şu mübarek sözüne bağlılıklarının ifadesinden başka bir şey değildir: “Hiçbiriniz beni anasından babasından, çoluk çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe tam iman etmiş olmaz.” Bu hakikat en güzel tezahürünü Sahabenin hayatında bulmuştur. Bir gün Hz. Ömer, Resûlullah’ın: “Beni ne kadar seviyorsun?” sorusuyla karşılaşmıştır. Cevabı ise, “Seni canımdan başka her şeyden çok seviyorum!” olmuştur. Ama Resûlullah can alıcı noktaya dikkat çekmiştir, “Canından da çok sevmedikçe tam iman etmiş olamazsın, ya Ömer!” buyurmuştu. Resûlulah’ı nasıl ve ne derece sevmesi gerektiğini öğrenen Hz. Ömer de, “Canımdan da çok seviyorum yâ Resûlallah!” diye cevap vermişti. Peygamberimiz de  “Şimdi oldu, ya Ömer.” diyerek, onun şahsında tüm Müslümanlara Peygamber sevgisinin ölçüsünü göstermişlerdir.

Sahabe-i Kirâm, bütün davranışlarında onu örnek edinmiş, söz, davranış ve fiillerini ölçü olarak kabul etmişlerdir. Çünkü Kur’ân-ı Kerim, Resûl-i Ekrem’i en güzel örnek olarak gösterir. Allah onu yüce ahlakla bezemiş, en güzel edeple edeplendirmiş, insanlığa rehber yapmıştır. Diğer taraftan insan için en büyük gaye, Cenâb-ı Hakk’ın sevgisini kazanmaktır. Bunun yolu da Resûlullah’a tabi olmaktan geçer. Nitekim Kuran’da bu hakikate dikkat çekilerek şöyle buyurulur: “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Âl-i İmrân-31) Bu emirler ışığında yaşamayı gaye edinen sahabelerin yaşam amacı Resûlullah’ın sevgisini kazanmak, ona olan bağlılıklarını göstermekti.

Sahabelerden bir kişi, Hz. Peygamber (s.a.v.) ‘e geldi ve: “Ey Allah’ın Resulü! Benim için sen nefsimden daha sevimlisin. Çocuğumdan daha fazla seni severim. Evimde olduğumda seni hatırlıyorum. Seni gelip görmeyince rahat edemiyorum. Senin ölümünle kendi ölümümü hatırladığımda, biliyorum ki, sen cennete dâhil olduğunda peygamberlerle beraber olacaksın. Benim ise cennete girmem şüpheli. Eğer cennete girsem bile, seninle beraber olamamaktan korkuyorum.” dedi. Hz. Peygamber ona bir cevap vermedi. Tam o sırada şu ayetler nazil oldu: “Kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” (Nisa; 69) Cennette Peygamberimizle olmak isteyen Sahabe için en sevindirici hadis-i şerif, “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” olmuştur.

Dinar oğulları kadınlarından Sümeyrâ Hatunun iki oğlu Numan b. Abdi Amr ve Süleym b. Haris ile kocası, kardeşi ve babası Uhud’ta şehit olmuşlardı. Bunların şehit oldukları kendisine haber verildiği zaman, Sümeyrâ Hatun: “Resûlullah aleyhisselam ne yapıyor? Nasıldır?” diye sormuştu. Ona: “Ey filanın anası! O iyidir, Allah’a hamd olsun, senin istediğin gibidir!” dediler. Sümeyrâ Hatun: “Onu bana gösteriniz de, ona bir bakayım?” dedi. Sümeyrâ Hatuna, Peygamberimiz aleyhisselamı işaretle gösterdiler. Sümeyrâ Hatun, Peygamberimiz aleyhisselamı görünce: “Senden sonra, her musibet bizim için hiçtir, önemsizdir!” dedi.

Allah-u Teala, Peygamber Efendimizi her şeyden çok sevmemizi buyururken, O’na karşı edepsizlik, terbiyesizlikten ve O’nu diğer insanlarla bir tutmaktan bizi men ediyor:

Peygamber’i kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın.” (Nur 63)

Bu yüzdendir ki Peygamber Efendimizden bahsederken dikkat etmemiz gerekir. Her Müslüman O’ndan bahsederken övgü dolu ifadeler kullanmalıdır. Sahabeler “Anam babam sana feda olsun, Ey Allah’ın Resulü” demişlerdir. Allah-u Teala Kuran’da O’na şöyle salat (dua) edilmesini emreder:

Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin.” (Ahzab 56)

O dönemde Müslümanlara şöyle bir ayet nazil olmuştur: “Seslerinizi, Nebi’nin sesinden fazla yükseltmeyin.” (Hucurat 2) Bu ayet nazil olduktan sonra sahabenin en muttakileri Hazreti Ebubekir ve Ömer (Radıyallahu anhuma) seslerini öyle kısmışlardır ki, Resulullah Efendimiz bazen onlara söylediklerini tekrar ettirmektedir. Allahu Teala onlar hakkında şu ayeti indirdi:

Allah’ın Resulünün huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah’ın kalplerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlar için mağfiret ve büyük bir ecir vardır.” (Hucurat 3)

Sahabe-i kiram Peygamberimizin saç teliyle, dokunduğu su veya eşyalarla teberrük eder, yani o şeylerdeki manevî feyz ve bereketten istifade etmeye çalışırlardı.
Hz. Enes (Radıyallahu anhuma) anlatıyor: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi, berber tıraş ederken gördüm. Ashabı etrafını çevirmişti. Tek saç telinin dahi yere düşmesini istemiyorlar, birinin eline düşsün istiyorlardı.”(Müslim, Fezâil 75)

Yine Hz. Enes, sahabe hanımların Peygamber sevgisini anlatıyor: “(Annem) Ümmü Süleym, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kaylûle uykusu uyuması için yere bir deri örtü sererdi. Efendimiz uyandığı zaman annem o deri örtünün üzerinden Peygamberimizin terini toplayarak bir şişeye koyar, onu sürünme maddesine karıştırırdı.” (Buhârî, İstizan 41; Müslim, Fezâil 84)

Yine Hz. Enes’in bildirdiğine göre “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazını kılınca, Medine’nin hizmetçileri elinde su bulunan kaplar olduğu halde kendisine gelirlerdi. Efendimiz de bütün kaplara elini batırırdı. Bazen sabahları hava soğuk olurdu, ancak yine de elini suya batırırdı.” (Müslim, Fezâil, 74)

Peygamberimizin ashabına “Benim saçımın telini ne yapacaksınız?” diye “Benim elimi batırmamdan niye fayda umuyorsunuz” dememiştir. Aksine yeni doğmuş bebekleri kendisine getirmeleri ve onların ağzına ilk lokmayı bizzat kendi mübarek damağında tahnik ederek vermesi de gösteriyor ki, ashabının onun maneviyatından feyz almasını tasvip ve teşvik etmiştir.

İlgili Yazılar