Adaleti, cesareti ve devlet yönetiminde üstün başarısıyla meşhur olan Hz. Ömer (r.a), tüm insanlığa İslam’ın kazandırdığı örnek ve eşsiz büyüklerden biridir. Babası Hattab, annesi ise Ebu Cehil’in (Amr b. Hişam) kız kardeşi Hanteme binti Hişam’dır. En meşhur rivayete göre hicretten kırk sene evvel doğmuştur. Buna göre, Peygamberimizden 12 veya 13 yaş küçük olduğu anlaşılmaktadır.

Kureyş Müşrikleri Habeş’e hicret eden Müslümanların kendilerine teslim edilmemesi üzerine zulümlerini arttırmaya başladılar. Kureyş Müşriklerinin en zalimlerinden Ebu Cehil Peygamberimizin öldürülmesini teklif etti ve bunu yapana büyük bir ödül vaat etti. Ömer bu teklife talip oldu ve ona bu görevi verdiler.

Ömer’in kız kardeşi Fatıma bint-i Hattab, Said b. Zeyd, b, Amr,b. Nufeyl ile evli olup her ikisi de Müslüman olmuşlardı. Fakat Müslümanlıklarını Ömer’den gizlemekteydiler. Yine Ömer’in mensup bulunduğu Adiy b. Ka’b oğullarından Nuaym b. Abdullah Nahham da Müslüman olmuştu. Kavminden korktuğu için yine o da bu durumu gizli tutuyordu.

Bir gün Ömer, Peygamberimize ve Ashabından bir cemaata saldırmak üzere kılıcını kuşanmış olarak evinden çıkmıştı ki Peygamberimiz ve Ashabının, Safa tepeciğinin yakınındaki bir evde toplandıkları ve kadınlı-erkekli kırk kişiye yakin oldukları haberi ulaştı. O ortamda Peygamberimiz Aleyhisselam ile Amcası Hz. Hamza, Eshab-i Kiramdan Hz. Ebu Bekr, Hz. Ali ve Habeş’e hicret etmeyip Peygamberimizle birlikte Mekke’de oturan Müslümanlardan bazıları da bulunuyordu. Yolda Nuaym b. Abdullah, Ömer’e rast geldi. Ona “Ey Ömer! Nereye gidersin?” diye sordu. Ömer: “Kureyşilerin işlerini darmadağın eden, akıllarını akılsızlık sayan, dinlerini ayıplayan, ilahlarına dil uzatan ve şu ata dinini bırakıp yeni din tutan Muhammed’e gitmek istiyorum! Öldüreceğim onu!” dedi. Nuaym b. Abdullah “Vallahi, ey Ömer! Nefsin seni aldatmıştır! Sen, Muhammed’i öldürünce, Abd. Menaf oğullarının seni yeryüzünde bırakacağını mı sanıyorsun? Sen, kendi ev halkına dönsen ve onların işi üzerinde dursan olmaz mı?” dedi. Ömer “Görünen o ki sen de onlardan olmuşsun. Peki, benim ev halkımdan kimi kastediyorsun?” diye sordu. Nuaym b. Abdullah “Enişten ve amcanın oğlu olan Said b, Zeyd, b,Amr’ı ve kız kardeşin Fatıma bint-i Hattab’i kastediyorum! Vallahi, ikisi de Müslüman oldular, Muhammed’e, uydular ve Onun dinine girdiler! Sana önce onlarla ilgilenmek düşer!” dedi. Ömer, hemen geri dönüp kız kardeşi ile Eniştesinin evine gitti. O sırada onların yanında Habbab b. Erett ve onun yanında da içinde Taha ve Hadid surelerinin yazılı olduğu bir Sahife bulunuyor ve onu okuyorlardı. Ömer’in sesiyle Habbab, evin bir köşesine gizlendi. Fatıma hatun, Sahife’yi alıp sakladı. Fakat Ömer bir kere evde Kuran okunduğunu işitmişi.

Eve girince “İşitmiş olduğum o şey neydi?” diye sordu. Kız kardeşi ile eniştesi “Sen bir şey işitmedin!” dediler. Ömer onların Müslüman olduklarından emin olarak “Evet! Vallahi ikinizin de Muhammed’e uyduğunuzu ve Onun dinine girdiğinizi haber aldım.” dedi ve hemen eniştesi Said b. Zeyd’in üzerine çullandı. Fatıma hatun kalkıp onu kocasının üzerinden ayırmak uzaklaştırmak isteyince Ömer Fatıma hatuna vurdu. Ömer, bunu yapınca kız kardeşi ve eniştesi “Evet! Biz, Müslüman olduk, Allah’a ve Resulüne iman ettik! Sen istediğini yap!” dediler. Ömer, kız kardeşini yaraladığını görünce pişman oldu. Ayrıca kardeşinin ve eniştesinin kararlılığı onu çok etkiledi ve yapmak istediği şeylerden vazgeçti. Kız kardeşinden sahifeyi isteyerek Muhammed Peygamberimizin ne getirdiğini görmek istedi. Kız kardeşi Sahifeye zarar gelmesinden korkarak başta vermek istemedi. Ömer “Korkma!” dedi ve onu okuduktan sonra geri vereceğine ilahları üzerine yemin etti. Bunun üzerine, Fatıma hatun, Onun Müslüman olacağını umarak “Ey Kardeşim! Sen, puta taptığın müddetçe pissin. Hâlbuki ona (Kur’an-i Kerim yazılı Sahife’ye) pak olandan başkası dokunamaz!” dedi. Ömer, kalkıp yıkanınca Fatıma Hatun Sahife’yi ona verdi. Ömer, sureyi okumaya başladı.

Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah’ı tesbîh ederler. Yegâne galip ve hikmet sahibi olan O’dur. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur, hem diriltir, hem öldürür. O her şeye hakkıyla kâdirdir. O her şeyden öncedir. Kendisinden sonra hiç bir şeyin kalmayacağı Son’dur, varlığı aşikârdır, gerçek mâhiyeti insan için gizlidir, O her şeyi bilir” (Hadîd Sûresi, 1-3)

Ömer, dikkatle okumaya, okudukça kalbi yumuşamaya başladı. Kur’an-ı Kerim’in eşsiz ahengi, manasındaki yükseklik, okunuşundaki tatlılık ve güzellik Ömer’in kalbini fethetti. Artık Ömer’in kalbi İslâm’a açıktı.

Ömer “Bu sözler ne kadar güzel, ne kadar değerli!” dedi. Habbab, bunu işitince saklandığı yerden çıkıp Ömer’in yanına geldi. “Ey Ömer! Vallahi, Allah’ın, Peygamberinin duasını sana nasip edeceğini umuyorum. Ben dün Peygamber Aleyhisselam’dan işittim ki: “Ey Allah’ım! İslam’ı, Ebulhakem b.Hisam veya Ömer b. Hattab ile güçlendir!” diyerek dua etmişti. Ey Ömer! Artık Allah’tan kork! Allah’tan!” dedi.

Ömer hemen kalkıp kılıcını kuşandı. Sonra Peygamberimiz Aleyhisselam ile Ashabının bulunduğu yere kadar varıp kapılarını çaldı. Ömer’in sesini işitince Peygamberimizin Ashabından bir zat kalkıp dışarı baktı. Hazreti Ömer’i, kılıcını kuşanmış olarak görünce korktu. Peygamberimizin yanına döndü “Ya Resulallah! Bu, Ömer b. Hattab’tır. Kılıcını kuşanmış bir haldedir!” dedi. Hz. Hamza “Ona, izin ver! Eğer o iyilik için geldi ise, kendisine bol bol iyilik ederiz. Eğer kötülük için geldi ise, onu kendi kılıcıyla öldürürüz!” dedi. Peygamberimiz “Ona, izin veriniz!” buyurdu.

Hz. Ömer Peygamberimiz ile avluda karşılaştı. Peygamberimize “Ey Allah ‘in Resulu! Ben, Allah’a, Allah’ın Resulüne ve Allah’tan gelen şeylere iman edeyim diye Senin yanına geldim!” dedi.

Bunun üzerine, Peygamberimiz “Allahu Ekber!” diyerek Tekbir getirdi. Peygamberimizin Ashabından olan ve evde bulunan halk, Hz. Ömer’in Müslüman olduğunu anladılar. Onlar da Tekbir getirdiler. Tekbir sesleri, Mekke yollarında duyuldu.

Ömer’in isteği üzerine, Müslümanların hepsi Kâbe’ye gittiler. Orada toplu olarak ve açıkta namaz kıldılar. Böylece Müslümanlar ilk defa Harem-i Şerîfte saf olup topluca namaz kılmış oldular.

O’nun alenen Müslüman olduğu gün İslam’la şereflenen erkeklerin sayısının Hz. Ömer’le kırkı bulduğu rivayet edilmiştir.

Hz. Ömer’in Müslümanlığı kabul etmesi İslamiyet tarihinde yeni bir devir açtı. Ömer’in İslâm’a girmesiyle Müslümanlık kuvvetlendi. Daha önce 6 yılda sayıları ancak 40 kişiye ulaşabilmişken bir yıl sonra Müslümanların sayısı 300’ü geçmiş, bunlardan 90 kişi Habeşistan’a hicret etmişti.

Hz. Ömer’e hak ile batılı ayırt edici anlamına gelen el-Faruk lakabını bizzat Peygamberimiz vermiştir.