Nur-u Mübini İslam

Bilindiği üzere dünya ilk kurulduğundan beri çeşit çeşit din gelip geçmiştir. Günümüzde tek tanrılı ya da çok tanrılı dinlerin yanı sıra, her türlü inancın reddedildiği felsefeler bile bulunmaktadır. Yalnız tüm bu inanç, din ve felsefelerin hiçbiri insan doğasının ihtiyacı olan hakikat bilgisini karşılayamamıştır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah-u Teâlâ’dan aldığı emirle “İslâm” adı altında Allah’ın ezeli ve ebedi tek dinini insanlığa tanıtmıştır. Kuran- Kerim’de bu durum şöyle teyit edilmektedir:

“Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i imran: 19)

İslam halen hüküm sürmekte olan ve daim olacak tek dindir. İslam ezelden ebede değişmeyen Allah’ın kâinatının en güzel bilgisidir. Fakat ahir zamanda İslam aleyhine çalışmalar yürütenler geçmiş zamanlardaki gibi yine vardır. Yalnız bu kişiler bilmelidirler ki Allah-u Teâlâ İslam dinini ilelebet devam ettirecektir, dinimiz Allah tarafından koruma altındadır.

Allah-u Teala Saff Suresi 8. Ayette şöyle buyuruyor:

“Onlar ağızlarıyla Allah’ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.”

Burada Allah-u Teala’nın nuru olarak bahsedilen, dinimiz İslam’dır. İslâm Allah’ın nurudur.  Burada İslam nurunun tüm dünyaya yayılacağı ve egemen olacağı vurgulanmıştır. Kafirler ne yaparlarsa yapsınlar ve ne kadar İslam aleyhine çalışmalar yürütürlerse yürütsünler dinimiz Allah’ın nurudur, onun koruması altındadır ve Allah-u Teala’nın deyimi ile daim olacaktır. Allah’ın nuru yine onun izni ve yardımı ile yeryüzüne hâkim olacaktır. Bunu kimse engelleyemeyecektir. Kafirler İslam aleyhine ne yaparlarsa yapsınlar eninde sonunda dinimizin tek hakikat din olduğu ve tüm soruların cevabının onda olduğu anlaşılacaktır.

Allah-u Teala Enfal Suresi 73. Ayette kafirlere karşı nasıl bir tedbir alınması gerektiğini anlatıyor:

“Küfür içinde bulunanlar da, (bilhassa sizin karşınızda) birbirlerinin velîleri, yardımcıları ve destekçileridir. Eğer siz aynı şekilde birbirinize arka çıkmaz ve destek olmazsanız, yeryüzünde ne getirip götüreceğini kestiremeyeceğiniz bir fitne, kargaşa ve çok büyük bir bozgunculuk patlak verir.)”

Allah-u Teala elbet nurunu, yani İslam’ı koruyacaktır. Yalnız bu konuda Müslümanlara da düşen görevler vardır. Kafirler birbirlerine destek olmakta, veli olmakta, bir araya gelmekte  ve uzlaşı içinde hareket etmektedir. Günümüzü düşünelim. Hıristiyan alemi birlik içinde hareket ederken, İslam aleminde ise bir parçalanma söz konusudur. Allah-u Teala’nın İslam âleminden beklediği de kafirlerin yaptığından farklı değildir. Burada Allah-u Teala’dan Müslümanlara çok büyük bir uyarı gelmektedir. Eğer siz de kafirlerin yaptığı gibi uzlaşıp, birlik içinde olmazsanız fitne ve fesat tohumları içinde dağılırsınız buyrulmaktadır.

 

Kalbin Nurlanması

 

Allah-u Teala Kuran-ı Kerim’de “Allah’ın, göğsünü İslam’a açarak nurlandırdığı kimse ile kalbi küfür karanlığı içinde olan bir olur mu? Allah’ın zikrine kalpleri kapalı olanlara yazıklar olsun. Onlar apaçık bir dalalet içindedir.” buyurur. (Zümer, 22) Bir başka ayetinde “Allah her kimi hidayete erdirmek isterse onun göğsünü İslam’a açar. Her kimi de dalalete atmayı murat ederse onun da kalbini daraltıp sıkıştırır” (En’am,125) buyurarak kalbin daralmasının küfür karanlığından; genişlemesinin de iman nurundan olduğunu bildirmiştir. Kalbin genişlemesi; imanın insana verdiği hak ve hakikatin doğru ve güzel düşünceleri ile kalbin rahatlaması, aklın tatmin olması ve vicdanın feraha kavuşmasıdır.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular: “Kalbe îmân nûru girince, genişler ve açılır.” İslam’ın nuru kalbe girdiği vakit, kalp ve vicdan rahatlar, huzur bulur. Fakat bir Müslüman düşünün ki ibadetlerine devam ediyor ama ibadetler ona huzur vermiyor, ibadetleri sadece Allah’ın emri olduğu için yerine getiriyor. İbadetlerine devam ediyor ama Müslüman’ın içine sinmiyor ve zorlanıyor. Demek ki kalbine daha İslam’ın nuru inmemiş. O Müslüman’ın kalbi rahatlamamış henüz. İslam ve ibadetler onun eti kemiği olmamış henüz. Yalnız ancak kalbine nur indiğinde maneviyatı artacak, kalbi genişleyecek ve sıkıntılarından kurtulacak. İbadetler ona zor gelmeyecek, namaz kılıyorsa daha fazla kılmak isteyecek, oruç tutuyorsa daha fazla. Allah’ın emirlerini yerine getirmek, dinini yaşamak ona mutluluk verecek, eza değil. Mazeretleri yüzünden muaf olduğu için ibadetlerine devam edemeyince üzülecek. Hep daha iyi bir Müslüman olmaya çalışacak. Bu Müslüman, Allah’ın affına mazhar olsa bile en küçük yanlışında ve günahında, ben nasıl böyle bir hataya düştüm diye hayıflanacak. İşte kalbine nur inmiş Müslüman, Peygamber Efendimize göre böyledir.

Bunun üzerine Eshâb-ı kirâm (aleyhimürrıdvân) şöyle sordular: “Yâ Resûlallah! Kalbe iman nuru girince genişler, açılır dediniz. Peki, o nûrun kalbe girmesinin alâmeti, işareti nedir?” Efendimiz buyurdular ki: “Alâmeti, kulun aldatan dünyadan uzaklaşıp kurtulması, yüzünü ebedî olan âhirete dönmesi ve ölüm gelip çatmadan hazırlık yapmasıdır.”

Peygamber Efendimize göre kalbe nur inmesinin ilk alameti Müslüman’ın aldatıcı, fani dünyadan uzaklaşmasıdır. Kişi eğer dünyalıkla çok fazla uğraşıyorsa ve kalbine hep dünyalık koyuyorsa bu çok tehlikelidir. Tabiki kişinin dünya için de çalışması gerekmektedir. Geçimini sağlayabilmek ve çocuklarının rızkını kazanabilmek amacıyla dünya için çalışması gereklidir. Yalnız bu dünya işlerine düşkünlüğün bir sınırı olmalıdır. Eğer kişi namaza durduğunda dünyalık kalbini meşgul ediyorsa işte o zaman dünya kalbine yerleşmiş demektir. Fakat kalbine nur inen kişi dünyalıktan uzak durur, gelip geçici dünyaya sırtını döner.

Kalbe iman nuru inmesinin diğer bir alameti de Müslüman’ın yüzünü ebedi hayata dönmesidir. Kişi cennetin fevkalade nimetlerinin ve oradaki sonsuz saadetin farkındadır. Değerli vaktini ona göre harcar. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz (s.a.v.) “Senin vasıtanla bir kimsenin hidayete ermesi, deve sürülerine sahip olup bunları Allah yolunda tasadduk etmekten daha hayırlıdır. Hatta güneşin üzerine doğup battığı yerlere sahip olmaktan daha hayırlıdır. buyurmuşlardır.

Kalbe iman nuru inmesinin üçüncü ve son alameti ise ölüm gelmeden hazırlık yapmaktır. Nurla kalbi genişleyen kişi yüzünü fânî dünyâdan çevirir, kalp gözünü sonsuzluk âlemine döndürür ve yolculuk için lâzım olan sevap azıklarını toplamaya başlar. Elinden geldiğince hayır işler, sadaka verir ve Allah-ı Teâlâ’yı zikreder. İbadetlerine dosdoğru devam eder. Sabır-Zikir-Şükür içerisindedir.

Bu alametleri taşıyan kişinin kalbine İslam nuru girmiştir. Nûrun zuhûru kişiyi rahatlatır ve kişi huzur içerisindedir. Allah’ın emirlerini yerine getirirken içine sine ve ibadetlerinde rahat hisseder.

Peki, İslam nuruna nasıl erişilir? İslam nuruna erişmek için tarikat ehli olmak gerekir. İnsanı ahrete yönelten, dünya meşguliyetinden uzaklaştıran ve ölüm gelmeden önce ölüme hazırlayan tarikattır. Sabır, zikir ve şükür emreden tarikattır. Bir kimse bir mürşide mürid olur. O mürşidin emirlerine itaat eder. Mürşid ona Kur’ân’ı ve sünneti kaynak alan manevî incelikleri öğretir. Mürid, mürşidinin verdiği manevî reçeteyi kullanır. Bu reçete, Peygamber Efendimizden (s.a.v)  sıralı bir şekilde gelen mürşidler zincirinin son mürşide öğrettiği tesbih ve zikirlerdir. Bu reçete, hasta kalbi ve ruhu iyileştirir:

“Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle sükûnete erenlerdir.  Dikkat ediniz! Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle, anmakla, huzur bulur, rahatlar.” (Rad sûresi 28)

Bu tesbihleri okuyan, haramlardan kaçan ve ahlakını mürşidin tavsiyeleri doğrultusunda düzelten bir mürid, gün gün bâtıldan Hakk’a, karanlıktan aydınlığa, gafletten uyanıklık ve huzura, dalaletten hidayete doğru bir ilerleme kaydeder. Kalbine ilahî nurların dolduğunu ve böylece ferahladığını hisseder.

Peygamber (s.a.s) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Şu kalpler, paslanır. Onların cilâsı, Kur’ân okumak, ölümü düşünmek ve zikir meclisinde hazır bulunmaktır.”

Peygamberimizin (s.a.v) torunu Seyyid Abdülkâdir Geylânî (k.s) şöyle buyurmuşlardır:

Kalp pas tutunca sahibi anlar, gidermeye çalışırsa pekâlâ. Aksi hâlde fena kararır. Peygamber Efendimizin (s.a.v) emrettiği şekle geçilmediği takdirde, kalp fena hâlde paslanır ve bu pasın giderilmesi imkânsız olur. Kalbin kararmasına sebep olacak birçok şey vardır. İman nurundan uzak kalındığı için kararır. Dünyayı sevdiği için kararır. Sakınmadan dünyaya abanan kimse, kalbini mutlaka karartır. Bir kimse, kendisini dünyaya kaptırırsa kalbi kararır. Sakınma duygusu da ölür. Haram demez, helâl demez, mal toplamaya başlar. Mal toplarken helâl veya haram olduğuna önem vermeyince utanma duygusu da ölür. Ve murakabe hâlinden mahrum olur.”

 

İlgili Yazılar