Yıkılması Emri Verilen Mescid: Mescid-i Dırar

Mescid-i Dırar, Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında münafıkların fitne, fesat yuvası ve silah deposu olarak kullandıkları mescittir.

O sıralar Medine’de Kuba Mesciti ve Mescid-i Nebevi bulunmaktaydı. Üçüncü bir mescite ihtiyaç bulunmamaktaydı. Fakat münafıklar yaptıkları yeni mescidin gerekli olduğunu Efendimiz (s.a.v)’e söyledikleri şu cümleler ile açıklamaya çalıştılar:

Yağmurlu havalarda ve kış gecelerinde sel meydana geldiği zaman Kuba Mescid’i ile aralarındaki ulaşımın kesildiğini belirten münafıklar namaz kılmak için ayrı bir mescit yaptıklarını söylediler. Sel çekilince de diğer Müslümanlar ile tekrar beraber namaz kılacaklarını ilettiler.

Medinelilerin bir kısmının Müslüman olması ve Efendimiz (s.a.v)’in peşinde olmaları bazıları tarafından hoş karşılanmamıştı. Dıştan Müslüman olduklarını söyleyen ama tam iman etmeyen münafıklar, Yahudiler ile birleşerek Müslümanlara karşı bazı olumsuz girişimlerde bulunuyorlardı.

Münafıkların başı olan Abdullah bin Übey bin Selûl’ün dayısının oğlu olan Ebû Âmir Râhib Abd-i Amr bin Seyfî, Kuba Mescidi’ne girmek istemiyordu. Ebû Âmir İslamiyet’ten önce ruhbanlığa özenir ve ruhban elbisesi giyerdi. Kubâ Mescidi’ne zorunluluktan giren münafıklar da Ebû Âmir’e kendileri için bir mescit yapma teklifinde bulundular. Bunun üzerine “Siz mesciti yaparak bulabildiğiniz kadar kuvvet ve silah toplayın, ben de Rumlardan destek alarak Muhammed ve ashabını Medine’den çıkaracağım” dedi. Münafıklar bunun üzerine Kubâ Mescidi’nin karşısında Mescidi Dırâr’ı inşa ettiler. Amaçları ise ikilik çıkararak kendi cemaatleri ile Müslümanların arasını açmaktı. Mücemmî bin Câriye de Mescid-i Dırâr’ın imamı olmuştu.

Efendimiz (s.a.v) Tebük’e sefere çıkmak üzereyken Mescid-i Dırâr’ın kurucularından bir grup gelerek; “Yâ Resûlallah! Senin gelip mescidimizde bize namaz kıldırmanı arzu ediyoruz” dediler. Peygamber Efendimiz’(s.a.v)’in orada namaz kıldırmasını sağlayarak oranın kutsal bir mekân olduğunu duyurmak istiyorlardı. Bu sayede Müslümanlar da orada namaz kılmak isteyecek ve münafıkların arasında bulunacaklardı.

Efendimiz (s.a.v) onların bu istekleri karşısında “Ben, şimdi sefere çıkmak üzere meşgul bulunuyorum. Seferden dönüp gelecek olursak ve Allah da dilerse, yanınıza gelir, onun içinde size namaz kıldırırız” buyurdu.

Efendimiz (s.a.v) Tebük’ten dönerken münafıklar gelerek kendisini Mescid-i Dırâr’a götürmek istedi. Mescid-i Dirar’a gitmeye karar veren Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e, o sırada Tevbe Sûresi (107-110. âyet-i kerîmeleri) inmiştir. Ayetlerde mealen “Bir de zarar vermek, mü’ minlerin arasına ayrılık sokmak için ve bundan önce Allah ve Resulü ile harp edenin gelmesini beklemek için bir binâ yapıp, onu mescit edinenler ve; “Bununla iyilikten başka bir şey kasd etmedik” diye muhakkak yemin edecek olanlar vardır. Allah-u Teâlâ tanıklık eder ki; onlar, şeksiz-şüphesiz yalancıdırlar. Sen onun içerisinde hiç bir vakit namaza durma. Tâ ilk gününde temeli takva üzerine kurulan mescid, senin içinde kıyamına elbette daha lâyıktır. Orada tertemiz olmalarını arzulamakta olan erler vardır. Allah-u Teâlâ çok temizlenenleri sever.

Binasını, Allah korkusu ve rızâsı üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa yapısını yıkılacak bir yerin kıyısına kurup da onunla birlikte kendisi de Cehennem ateşine çöküp giden kimse mi? Allah, zâlimler güruhuna hidayet vermez. Onların kurdukları binâ, kalplerinde temelli bir şek ve nifaka sebep olacaktır. Meğer bu kalpleri ölümle parçalanmış olsun. Allah-u Teâlâ her şeyi bilen, her yaptığını yerli yerince yapandır.” buyrulmaktadır.

Bunu üzerine Efendimiz (s.a.v) Mâlik bin Duh-şüm ile Âsim bin Adiy (r.anhümâ)’e; “Şu halkı zâlim olan mescide gidiniz. Onu yıkınız, yakınız” buyurdu. Mescid-i Dirar münafıkların bakışları altında yakılıp yıkılmıştır.